DİSTOPYA
- tomorerowart
- 11 Ağu 2021
- 1 dakikada okunur
İklim değişikliği ile mücadelede kentler kritik bir öneme sahiptir. Dünya nüfusunun yarısından fazlasını barındıran kentler iklim değişikliğinin hem faili hem de mağdurudur.
Failidir, çünkü kentler doğal kaynak tüketiminin %75’inden, enerji kullanımının %60-75’inden ve sera gazı salımlarının %70’inden sorumludur.
Mağdurudur çünkü;
— Kentsel ısı adası etkisiyle beraber etkisi gittikçe artan sıcak hava dalgaları kentli nüfusun sağlığını tehdit etmekte,
— Aşırı hava olayları kentler üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurmakta,
— Yükselen deniz seviyeleri büyük çoğunluğu kıyılarda olan kentleri yutmakta,
— Düzensizleşen yağışlarla beraber sel ve taşkın gibi felaketlerin yanı sıra su varlığı azalmakta ve gıda krizi baş göstermektedir.
İklim değişikliğinde fail ve mağdur durumunda olan kentler bizlerin yaşam alanıdır. Yaşam alanlarımızdaki değişimler sonucu hayatlarımız büyük ölçüde değişecektir. Hayatımızdaki değişiklikleri Gelecekte bizi nasıl bir dünya bekliyor?, Elimizden gelenleri bugün yapmazsak, gelecekte nelerle karşı karşıya kalacağız? sorularıyla kendimize sorduk.
Bugünün resmi somuttur. Yaşanır, anlatılır ve çizebilir. Geleceğin resminin nasıl olacağı ise tamamen hayal gücümüzle ve geleceğe nasıl baktığımızla ilgilidir.
Bizler bu yola çıkarken bilimsel veriler ışığında, iklim krizinin en şiddetli ve kötümser olarak bilinen RCP 8.5 senaryosunu ele alarak geleceğe yönelik bir distopya hayal ettik.
Dileğimiz kurgu olan distopyamızın bir gün gerçekleşmemesi. Bunu için bizlere düşen görevleri yerine getirmemiz son derece önemlidir.
Geleceğimizi kurtarmak ve korumak adına, yarın için daha fazlası diyerek; iklim krizine karşı el ele verip en kısa sürede, en az maliyetle, en hızlı sonuçları alabileceğimiz bireysel çözümlerle bir adım atmalıyız.





Yorumlar